POLİKİSTİK OVER SENDROMU (PKOS) ve BESLENME

TANIMI

Polikistik over sendromu (Pkos), doğurganlık çağındaki kadınları etkileyen ve nedeni tam olarak bilinmeyen, yaygın bir endokrin bozukluktur.

Pkos; adet veya diğer menstrual düzensizlikler, yumurtanın oluşamaması, gebe kalamama, erkeklik hormonlarının aşırı salınımı ve çoklu kistlerle genişlemiş yumurtalıklar ile karekterize bir hastalıktır. Annesinde, kız kardeşinde Pkos bulunan kadınların büyük bir kısmında da Pkos olduğu görülmüştür.

Prevelansı dünyada %6-8 arasında, batı toplumlarındaki kadınlarda ise %3-12 arasında değişen yaygın görülen bir hastalıktır. Üreme çağındaki kadınlarında %12-23’ini etkilediği gözlemlenmiştir.

TANI

Tanı için en yaygın kullanılan kriterler 2003 yılında geliştirilen Rotterdam kriterleri ve 2006 yılında geliştirilen AE-PCOS kriterleri kullanılmaktadır.

BELİRTİ ve SEMPTOMLARI

  • akne,
  • erkek tipi kıllanma,
  • erkek tipi kellik,
  • obezite
  • uykuda solunumun durması
  • insüline karşı direnç
  • pelvik ağrı
  • adet düzensizliği
  • kısırlık olarak sıralanabilir.

BULGULAR

  • Menstrual düzensizlikler (Ardışık 3 veya daha fazla ayda hiç adet olmama ve yılda 8’den az relg döngüsü olması Pkos varlığına bir işaret olabilir. Bu durumda doktora başvurulmalıdır.)
  • Hiperandrojenizm bulguları (testosteron yüksekliği, erkek tipi aşırı kıllanma)
  • Endokrin Bozukluklar
  • İnsülin direnci ve hiperinsülinemi (PCOS’lu obez olan ve olmayan kadınlarda ortak bulgudur. OBEZ KADINLAR DA DAHA RİSKLİ BİR DURUMDUR. Bu bireylerde sağlıklı kilo vermek oldukça önemlidir.)
  • Obskürtif Uyku Apnesi (Uykuda solunumun durması)
  • Akantozis Nigrikans (Ense, koltuk altı, meme altı katlantısı, bel ve kasık bölgesinde görülen gri-kahverengimsi çizgi şeklinde bir lekedir.)
  • İnfertilite (Gebe kalamamak büyük sorundur. Bu bireyler gestasyonel diyabet açısından da risk altındadırlar.)
  • Anovulasyon (Yumurta üretilememesi yani menstrüal döngünün bozuk olması.)

PKOS’a Eşlik Eden Hastalıklar

·  OBEZİTE

Pkos’lu kadınlar obezite açısından riskli gruptadır. Bu da beraberinde glukoz intoleransı ve tip II diyabeti getirir.

·  İNSÜLİN DİRENCİ, BOZULMUŞ GLUKOZ TOLERANSI VE TİP 2 DİYABET

·  DİSLİPİDEMİ

Bu bireyler düşük HDL kolesterol ve yüksek TG, LDL ve VLDL düzeylerine sahip oldukları bildirilmektedir.

·  HİPERTANSİYON

·  METABOLİK SENDROM

Bu bireyler obezite, insülin direnci ve hipertansiyon açısından risk altındadır. Bu üç hastalığın kümelenmesi metabolik sendromu doğurur.

·  KARDİYOVASKÜLER HASTALIK RİSKİ

·  GEBELİK KOMPLİKASYONLARI

Bu bireyler gestasyonel diyabet (gebelikte görülen diyabet) açısından risk altındadır ve bu bireylerin bebekleri de obezite açısından riskli gruptadır.

Beslenme Tedavisi

Beslenme tedavisinde 3 önemli nokta vardır:

  1. İnsülin direnci/obezite,
  2. Adet düzensizliği/anovulasyon
  3. Hiperandrojenizm/hirsutizm (erkeklik hormonlarında artış/erkek tipi kıllanma)

Tedavide asıl amaç davranışsal, diyetsel, egzersiz ile yaşam şekli modifikasyonu olmalıdır.

Diyet ile tedavi kısa dönemde semptomları düzeltmeli uzun  vadede ise bizi bu hastalığın getireceği risklerden korumalıdır.

Kilo Kaybı

Hastalardaki kilo kaybının menstruasyon üzerine olumlu etkileri vardır. Kilo kaybın için hızlı kilo verdiren düşük kalorili diyetler yerine dengeli ve ihtiyacımız olan beslenme düzenini sağlamak hem semptomların azalması hemde sağlıklı ve kalıcı kilo vermek açısından bizim faydamıza olacaktır. hızlı kilo kayıpları üreme sisteminide olumsuz etkiler.

Öğün Düzeni

Kan şekeri kontrolü için öğün atlanmamalı ve günde en az 3 ana öğün ve 2 ara öğün olacak şekilde beslenilmelidir. Bu durum bireysel olarak farklılıklar gösterebilir. Fakat genel hatları ile bu şekilde olmalıdır.

Karbonhidratlar

Karbonhidratlar kan şekerini ve insülin yanıtını etkiler. Bu nedenle kan şekerimizi hızlı yükseltip bir anda düşürecek basit karbonhidratlardan mümkün olduğunca uzak durmalıyız. Basit karbonhidratlar yerine kompleks karbonhidratları beslenmizde daha çok bulundurmamız kan şekeri dengemiz için oldukça önemlidir. Kompleks karbonhidratlara örnek verecek olursak; tahıllar, ekmek, bazı meyveler, sebzeler, baklagiller…

Kan şekeri kontrolü için glisemik indeksi düşük karbonhidratları tercih etmemizde de yarar vardır.

Yağlar

Pkos’lu bireylerde yüksek kolesterol görülebilir. Bu bireylerde doymuş yağ (hayvansal ve katı yağlar) ve trans yağ (margarinlerde bulunur) oranı düşürülmelidir.

Pkos’ lu bireylere çoklu doymamışlyağ asitlerinden omega 3 ünde takviyer alınması öneriliyor. Omega 3 doğal kaynakları ise yağlı balıklar, keten tohumui chia tohumu, ıspanak, kırmızı mercimek, bal kabağı, ceviz ve tofudur.

Proteinler

Yüksek proteinli beslenmenin kilo kaybını arttırma ve kiloyu koruma açısından önerilir. Tabaklarımızdaki et grubunu, süt grubunu ve  kurubaklagilleri arttırmalıyız.

Posa, Alkol

Pkos’lu bireyler posa tüketimi arttırmalıdır. (Posa kaynaklarına  sebzeler, meyveler, kurubaklagiller, tam tahıllar örnek verilebilir.)

Alkol alımı erkeklik hormon seviyelerinin yükselmesine neden olur. Alkol tüketimi mümkün olduğunca azaltılmalıdır.

Vitamin ve Mineraller

Tedavide kullanılan bazı ilaçlar vitamin ver minerallerin emilimini olumsuz etkilemektedir.

En çok etkilenen vitaminler ise B12, folik asit, C vitamini, K vitaminidir.  Mineraller de Demir, Kalsiyum, Çinko Selenyum ve Magnezyumdur.

Egzersizde diyet kadar önemlidir. Diyet ve aktif yaşamın bir arada olması kilo kaybı ve kontrolü açısından daha faydalı olacaktır. Pkos’lu bireylere günde en az 30 dakika yürüyüş önerilmektedir.

BESLENME TEDAVİSİNDE İNOSİTOLÜN ROLÜ

İnositol; hücrelerimizin insülini tanımasına yardımcı olan, doğal olarak besinlerde de bulunan ve yan etki içermeyen bir ajandır.

Yapılan araştırmalarda insülin direncini azalttığı ve erkeklik hormonları üzerine iyi betkileri olduğu görülmüştür.

Yumurta sarısı, et, süt, buğday embriyosu, turunçgiller ve kuru mayada bulunur.

Stj. Diyetisyen İrem Nur Atalay

Stj. Diyetisyen İrem Nur Atalay

ADÜ/4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir