Beslenme Ve Ruh Sağlığı İlişkisi (Psikoloji)

Yemek yeme ihtiyacı var oluşumuzdan itibaren hayatta kalabilmek ve bu doğrultudaki hayati
fonksiyonlarımızı sürdürebilmek için temel gereksinimlerimizdendir. Bu temel ihtiyacımızın
beraberinde getirdiği kişiye özgü bir yeme davranışı oluşturmaktayız. İşte bu noktada besinler
ve duygu durumumuz ilişkilendirilmeye başlanıyor.

Duygu Durumumuz Yeme Davranışımızı Nasıl Etikiliyor ?

Tükettiğimiz besinler fiziksel ve psikolojik sağlığımızı etkilediği gibi, duygu durumumuz da
tüketeceğimiz besinleri seçme ve karar verme noktasında oldukça etkili oluyor. Buradaki
temel amaç beslenme sürecine dahil olan birçok duyguyu fark edebilmek, yeme davranışı ve
besinler ile geliştirilen ilişkiyi yakından tanımak. Günlük hayatın yoğunluğu içerisinde
kaybolurken kendimize vakit ayırma, kendimizi tanıma, ihtiyaçlarımızı fark etme konusunda
yeterli özeni gösteremiyoruz. Hayatımızın pek çok alanına hakim olan stres ve stres faktörleri
fiziksel ve ruhsal sağlığı etkilediği gibi yeme davranışını da önemli ölçüde etkiliyor.
Örneğin
stresli bir gün geçirirken veya stres oluşturan bir durumun öncesinde/ sonrasında kontrolsüz
ve aşırı yeme davranışı görülür. Aksi yönde iştahta azalma, açlığın tokluğun farkında
olmama, yemek yememe isteği de görülebilir. Bu davranışın hangi yönde gelişeceği
tamamiyle kişiye ve davranışsal yönelimlerine özgüdür. Öte yandan stresli anlarda gösterilen
aşırı yeme reaksiyonu çok daha yaygın olarak görülmektedir. Bu davranış yaşanılan duygusal
stresi gidermek için ortaya çıkan bir tür tepkidir. Olumsuz duygularımızı azaltmak, kaçınmak
ve onları dindirebilmek için duygularımızı yemeklerle beslemeye çalışıyoruz. Sonrasında
olumlu duyguları açığa çıkarmayı, rahatlamayı ve mutlu olmayı bekliyoruz. Bu doğrultuda;
elimizin altında bulunan veya kolay ulaşılabilir/ hazırlanabilir olan şeker, yağ, karbonhidrat
oranları daha yüksek olan atıştırmalık türleri tercih ediliyor. Son zamanlarda bu besinler
“comfort food” olarak adlandırılmaktadır. Yemek yeme psikolojisi ve besin tercihleri
açısından inceleme yapıldığında ortaya çıkan sonuçlar açısından rahatlatan, stres azaltan
yiyecekler olarak görülüyor.

Aslında baktığımız zaman böyle anlarda midemiz değil, duygularımız aç. Duygularımızı
yemeklerle besleyip rahatlamayı amaçlıyoruz ancak kontrolsüz yeme sonrası ortaya çıkan
şişkinlik, mide bulantısı, pişmanlık/ suçluluk hisleriyle kendimize yeni bir stres faktörü
yaratmış oluyoruz.
Bu bir çeşit kısır döngü oluşturuyor ve durumu dengede tutabilmek
zorlaşıyor. Yaşamımızda karşılaştığımız sorunları, duygusal zorlukları yemeklerle bastırmaya
çalışmak yerine
gerçekten ne hissettiğimize, neye ihtiyacımız olduğuna, bu boşluklara
gelmesi gereken uygun ihtiyacın ne olduğuna bakmamız gerekiyor.

Öte yandan canımız çok sıkıldığında yapacak bir şeyler bulmak yerine yemek yemeye
saldırıyoruz, çok mutlu olduğumuzda yemek yemeyi unutabiliyoruz ya da yediklerimizden
hiçbir şey anlamadığımızı ifade ediyoruz. Duygu durumunda olan iniş çıkışlar yemek yeme
güdüsünü, karar verilen besin türünü ciddi oranda etkiliyor. Yüksek yağ oranı bulunan
yemekleri veya şeker çikolata oranı yüksek besinleri hayal etmek, fotoğrafını görmek bile
beynin ödül merkezini harekete geçirerek dopamin salınımını arttırıyor. Bu besinleri
tükettikten sonra mutluluk hissi yaşatan da, daha önce tükettiğimizde nasıl mutluluk ve
rahatlama hissi yaşadığımızı anımsatan da dopamin hormonu. Beynin ödül merkezi hareket
geçirilerek dopamin salınımı artması sonucu bu besinlerin ‘aç olmasak dahi’ şiddetli bir yeme
isteği uyandırmasının sebebi nörokimyasal olarak bu şekilde açıklanıyor. Bir noktadan sonra
zihinsel dalgalanmaları, duygusal zorlukları besinlerle yatıştırmayı alışkanlık haline
getiriyoruz. Ancak bu besinler kalp damar rahatsızlıkları, obezite gibi negatif fiziksel
sonuçlara sebebiyet verebiliyor. Fiziksel ve ruhsal yüklerimiz bir araya gelince baş edilmesi
zor bir durum oluşturacaktır, bu noktada odaklanmamız gereken yeme davranışımızı
etkileyen ruhsal durumumuzun gerçekte neyi yansıttığı olmalıdır.

Stj. Psikolog Betül Nisa Gün