(Oyun Terapisi) Oyun ile Birlikte Çocuğa Ulaşmanın Yolu

Oyun terapisinde, oyun ve çocuk ele alındığından birbirini tamamlayan iki unsur olduklarını söyleyebiliriz. Oyun oynamak, çocuğu yaşama hazırlayan bir rehberken aynı zamanda bırakamadığı eğlence ve neşe kaynağıdır. Hayatı oyun olan çocuğun oyun kavramını, eğitim ve psikoloji açısından incelediğimizde çoğunlukla serbest, kendiliğinden gelişen ve zevkli bir araç olarak nitelendirildiği görülür.

oyun terapisi

OYUNUN TANIMI NEDİR ?

Oyun, eğitim psikolojisi sözlüğünde kendi içindeki faaliyetten zevk almak, eğlenmek için ortaya koyulan bütün etkinlikler olarak aktarılmaktadır. Sutton Smith’e göre ise oyun bireyin en başından en karışık olana doğru ilerleyişinde içsel olarak geliştiği yol olarak anlatılır. Düşünürlerden ve tarihçilerden biri olarak görüşlerine değer verilen Huizinga’nın oyun tanımı ise; özgürce uygun bulunan ancak emredici kurallara uyularak belli yer ve zaman sınırlandırmaları içerisinde ortaya koyulan, kendi içinde bir hedefe sahip, sevinç ve gerilim duyguları ile alışılmış yaşamdan farklı türde olma bilincinin birlikte olduğu iradi bir etkinlik olarak anlatılmaktadır.

YETİŞKİNLERİN GÖZÜNDE OYUN

Eski dönemlerde ebeveynler, çocuklarının oyun oynama faaliyetlerini akılsızca olduğunu düşünürlerdi. Sağlıklı bir çocuk doğal olarak enerjisinin ve zamanının çoğunu oyuna adar. Yetişkinler için hiçbir şey gerçeklerden bu kadar uzak olamaz, oyun sadece rahatlatıcı ve dinlendirici bir eğlencedir. Yetişkinlerin gözünde oyun, çocuğun oyalanmasına, eğlenmesine yarayan hedefsiz bir etkinlik ve işin tam tersidir ancak çocukların en önemli uğraşı olarak nitelendirilir.

– Bahsettiğimiz gibi Huizinga’da oyunun ciddiyetten uzak olmadığını aksine  son derece ciddi olabildiğinin üzerinde durmuştur. Zulliger’de bu düşünceyi destekler, ona göre de çocuklar oyunlarında ciddilerdir. Bunun nedeni oynanan oyunun yalnızca oyun olmaması daha çok anlayışın ve düşüncenin bir başka aşamasında gerçek olduğu fikridir. İlginç bir kavram olan oyun, sadece bize ait olmadığını göstererek bunu kanıtlıyor. Herkes tarafından bilinen geleneksel oyunların başka kültürlerde de varolduğunu ve onların kültürlerinede yerleştiğini gözlemlemekteyiz. Oyunun ilk tarihlerinden itibaren dünyanın değişik yerlerindeki çocuklar benzer ya da aynı oyunları birbirlerinden haberdar olmadan ortaya koymuşlardır. Her çocuğun hakkıdır oyun oynamak. Bu yüzden çocukların gelişimlerine yardımcı olacak her türlü oyun imkanını onlara sunmamız gerekmektedir. Özel eğitime ihtiyaç duyan ve hasta çocuklarla ilgili oyun konularıda Çocuk Hakları Bildirgesinde üzerinde durulan noktalardan biridir. Oyunlar, yaştan, ebevenylerle olan ilişkilerden, arkadaşlarla olan ilişkilerden, oyun metaryallerinden, fiziksel çevreden, bireysel farklılıklardan, cinsiyet ve kültür farklılıklarından kaynaklı değişebilmektedir.

oyun terapisi

            Plato der ki ‘Bir kişiyle bir saat oyun oynayarak, onu bir yıl içindeki sohbetinizden daha fazla tanıyabilirsiniz.’ Çocukların oyunları genel olarak iki şekilde sınıflandırılmaktadır bunlar; tipolojik sınıflandırmalar ve betimleyici sınıflandırmalar. Tipolojik sınıflandırmalar, oynamanın doğası ile ilgili kuramlar oluşturulmasını sağlarken; betimleyici sınıflandırmalar belli bir çevrede oyun oluşturmayı olanaklı hale getirir. Sınıflandırmaların çoğunlukla üç farklı dayanaktan biri göz önünde bulundurularak yapıldığını fark etmekteyiz. Bunlar oyunun kökenine, içeriğine veya yapısına göre tanımlanmaktadır. Oyun bazı zamanlar bilişsel, toplumsal ya da psiko-motor temellerine göre de ayrıştırılmıştır. Oyunların farklı araştırmacılarca farklı dallarda ve şekillerde sınıflandırıldığını söyleyebiliriz.

Psikolog İpek Tüfek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir